Bir web sitesi bazen birkaç satır bilgi için açılır: Kimsin, ne yapıyorsun, sana nasıl ulaşılır? Bunların açık olması gerekir. Ama kişisel bir site, yalnızca bu soruları cevaplamakla yetinmeyebilir. İnsanın dünyaya nasıl baktığını da hissettirebilir.
Ben bir sayfanın ilk saniyesini önemsiyorum. Ziyaretçi henüz hiçbir cümleyi okumadan renk, boşluk, hareket ve ritim hakkında bir karar verir. Bir yüzey sıcak mı soğuk mu? Hareket merak mı uyandırıyor, yoksa okumayı mı engelliyor? Tipografi konuşuyor mu, bağırıyor mu? Bu küçük seçimler birleşip sitenin sesini oluşturuyor.
Üç boyutlu bir nesne veya güçlü bir animasyon tek başına deneyim yaratmaz. Ekranda gördüğümüz şeyin anlatıyla ilişkisi olmalı. Ziyaretçi ona yaklaştığında bir anlam açılıyorsa, bölüm değiştiğinde biçim de düşünceye eşlik ediyorsa, görsel bir süs olmaktan çıkar. Etkileşim o zaman bir hareket gösterisi değil, keşfetme yolu hâline gelir.
Bir de sınır var: Etki uğruna kullanımı zorlaştırmak. Bir bağlantıyı bulmak için sahneyi çözmek gerekmemeli. Hareketi azaltma tercihine saygı duyulmalı. Telefonda akış kırılmamalı. Görsel yüklenmediğinde yazı hâlâ okunabilmeli. Bence en iyi deneyim, bu ihtiyaçları estetiğin dışında ayrı bir kontrol listesi gibi değil, tasarımın malzemesi gibi ele alır.
Kişisel bir sitede özgünlük, her şeyin daha büyük ya da daha hareketli olması demek değil. Bazen tek bir nesne, doğru ışık ve iyi seçilmiş birkaç kelime yeter. Geri kalan boşluk, ziyaretçinin kendi merakına yer açar.
Bir web sitesi deneyime dönüştüğünde, ziyaretçi yalnızca bilgiyi hatırlamaz. Orada geçirdiği zamanı da hatırlar.
◆